Başkanlık Sistemi 1 – Genel Değerlendirme

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 21.01.2017 tarihinde kabul edilen 6771 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’nin 11.02.2017 tarihli, 29976 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 2. Maddesinde, “Anayasa değişikliklerinin halkoylaması, ilgili Anayasa değişikliği kanununun Resmi Gazetede yayımını takip eden altmışıncı günden sonraki ilk Pazar günü yapılır” hükmü gereğince, referandum 16.04.2017 tarihinde yapılacaktır.

Anayasa değişiklikleri hakkında toplumun bilgilenmesi ve sağlıklı bir tercih yapabilmesi için, konuyla ilgili herkese sorumluluklar düşmektedir. Bir anayasa hukuku akademisyeni olarak, kendi sorumluluğum kapsamında konuyu hukuki boyutuyla değerlendirmek amacıyla bir dizi yazı kaleme almaya karar verdim. Bu kapsamda ilk yazıda, Anayasa değişiklikleri genel olarak değerlendirilecektir. Öncelikle anayasa değişikliklerini hangi ölçülere göre değerlendireceğimizi; daha sonra değişikliklerle rejim mi yoksa sistem mi değiştiğini; değişikliklerin liberal rejimden bir sapma olup olmadığını ve son olarak temelde değişikliklerin ne getirdiği üzerinde durulacaktır. Devam eden yazılarda ise, maddelere ilişkin tek tek değerlendirmeler yapılacaktır.

1. Anayasa Değişikliklerini Neye Göre Değerlendireceğiz?

Anayasalar devletin varlık şartı değildir. Anayasalar ortaya çıkmadan öncede devletler var olmuştur. Anayasacılık, 18. Yüzyıl modern devlet anlayışının ortaya çıkardığı yeni bir olgudur. İlk yazılı anayasa 1787 Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’dır. Anayasacılık kavram olarak, devletin temel örgütlenmesine ilişkin kuralların tek metinde yazılı halde toplanmasıdır. Bu akım liberal devlet anlayışının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Liberal devlet anlayışına bağlı olarak ortaya çıkan anayasacılığın iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, egemenlik yetkisini kullanan devlet organlarını sınırlamak; ikincisi, devlet karşısında bireyin temel hak ve hürriyetlerini korumaktır. Dolayısıyla anayasacılık akımı, liberal devlet ideolojisinin bir ürünüdür.

Liberal devlet anlayışına bir tepki olarak 20. Yüzyılda 1917 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde ortaya çıkan sosyalist anayasacılık, Marksist devlet ideolojisine dayanmaktadır. Marksizme dayalı Sosyalist devlet modeli, liberal devlet modelinden farkı olduğundan, sosyalist anayasacılık farklı temellere dayanır. Liberal anayasalarda kuvvetler ayrılığı esasken, sosyalist anayasalarda kuvvetler birliği geçerlidir. Liberal anayasalarda çok partili bir sistem esasken, sosyalist anayasalarda tek partili bir düzen öngörülmektedir. Liberal özgürlük anlayışında devletin müdahalesi sınırlıyken, sosyalist anlayışta devletin müdahalesi esastır. Bu kapsamda liberal anayasalarda özel mülkiyet, serbest teşebbüs hürriyeti esasken; sosyalist sistemlerde üretim araçlarının devlet mülkiyetinde olması esastır. Günümüzde Sovyetler Birliği dağılmasından sonra sosyalist anayasacılık gerilemiş olsa da, Çin, Küba, Vietnam, Kuzey Kore, Laos gibi ülkelerde sosyalist anayasal sistemler varlığını sürdürmektedir.

Liberal ideolojiye dayalı anayasalara liberal anayasalar, sosyalist ideolojiye dayalı anayasalara sosyalist anayasalar dendiği gibi İslami ideolojiye dayalı anayasalara da İslami anayasacılık denilmektedir. Bu anlayışa dayalı anayasalara İran ve Pakistan devrimleri sonrası kabul edilen anayasalar örnek gösterilmektedir. Bu anayasalarda liberal ve sosyalist anayasalardan farklı olarak egemenliğin kaynağı Allah olarak belirlenmektedir. Kur’an ve sünnetin, diğer pozitif hukuk metinlerine üstünlüğü kabul edilmektedir. Yasama yetkisinin Kur’an’a aykırı kullanılamayacağı, İslam toplumunun şer’i hukuka uygun davranma zorunda olduğu anayasalarında ifade edilir. Bu anlayışı benimsemiş, Afganistan, Pakistan, İran, Brunei Sultanlığı, Arap ülkeleri ve bazı Afrika ülkelerinde İslami referanslı anayasalar bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi Anayasalar ideolojik metinlerdir. Anayasaların ana çatısı bu ideolojilere göre şekillenir. Ancak anayasaların bütününe hakim olan bu temel ideolojilerin, belli bir ülkeye özgü farklı şekiller alması mümkündür. Liberal, sosyalist veya İslami anayasal ilkelerin asgari koşullarını yerine getirmek şartıyla, ülkeden ülkeye farlı “devlet rejimleri” kurmak mümkündür. Nitekim, liberal devlet anlayışının uygulanması, İngiltere’de farklı Almanya’da farklıdır. Aynı şekilde, SSCB’de Marksizm, Lenin’in önderliğinde “Marksizm-Leninizm” olarak ortaya çıkmışken; Çin’de “Marksizm-Leninizm, Mao Zedong düşüncesi ve Deng Şiaoping (Deng Xiaoping) teorisi” temelinde “Çin Sitili Sosyalizm” olarak uygulanmaktadır. Kuzey Kore Anayasasının Başlangıç bölümünde, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, büyük liderler Yoldaş Kim İI Sung ve Yoldaş Kim Jong İI’in düşünce ve liderliğinin uygulandığı, Juche’nin sosyalist anavatanıdır” denilmektedir. Küba Anayasası’nın Başlangıcı’nda, “Jose Marti’nin ideolojisi ve Marks, Engels ve Lenin’in sosyopolitik fikirlerinin önderliğinde” anayasanın kabul edildiği ifade edilmektedir. Vietnam Anayasası’nın 4. Maddesinde, “Marksist Leninist doktrin ve Ho Chi Minh’in düşüncesi ile devlet ve toplumun lider gücünü oluşturur” denilmektedir. Görüldüğü gibi anayasaların ülkeler bazında kurduğu resmi ideolojiler, içinde bulunduğu üst anayasal sistemle uyumlu ama kendine özgü farklılıklar barındırabilir.

Literatürde rejim kelimesi farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Rejim Fransızca kökenli olup düzen anlamına gelmektedir. Bu nedenle Anayasanın temel düzeni için liberal rejim, sosyalist rejim veya İslami rejim kavramı kullanılabileceği gibi, Anayasanın alt düzenleri içinde, hükümet rejimi, temel haklar rejimi, parti rejimi kavramları kullanılabilir. Önemli olan alt rejimlerde yapılacak değişikliğin, üst ana rejimle uyumlu olması gerekir. Anayasaların bütününe hakim temel ideolojiler, kendisiyle uyumlu alt sistemler barındırır. Bu kapsamda liberal rejimle uyumlu; hükümet sistemleri, seçim sistemi, parti sistemi, temel haklar rejimi, ekonomik sistem gibi alt rejimlerden söz edilebilir. Aynı şekilde sosyalist sistemle uyumlu, alt rejimler ve İslami sistemle uyumlu alt rejimler bulunmaktadır. Örneğin, liberal bir rejimde, tek parti sistemi getiremezsiniz. Ya da sosyalist bir sistemde monarşi rejimi uygulayamazsınız. Dolayısıyla, alt rejimlerde yapılacak değişiklik, üst ana rejimle uyumlu olması gerekir.

Anayasaların öngördüğü temel rejimle alt rejimler arasındaki uyumu hukuki yönden değerlendirirken, iki temel ölçü kullanılabilir. Bunlardan biri uluslararası hukuk, ikincisi ise karşılaştırmalı hukuktur. Küreselleşen dünyada uluslararası örgütlere üye devletler, bu örgütlerce hazırlanan antlaşmalara taraf olarak, bir takım taahhütlere girerler. Ahde vefa ilkesi gereğince, iç hukuklarını taraf oldukları uluslararası hukuka uygun hale getirmek durumundadırlar. Örneğin, idam cezasını yasaklayan anlaşmalara taraf bir ülke, anayasasında idam cezasına yer veremez. Liberal demokratik ülkelerce kurulmuş bölgesel örgütlere taraf devletler, iç hukuk düzenlemelerini bu çerçeveye uygun hale getirmek zorundadır. Örneğin, Avrupa Birliğine üye bir ülkede, çok partili sistem ve serbest seçimler hiçbir şekilde yasaklanamaz. Kuvvetler ayrılığı ilkesini, yargı bağımsızlığını kabul etmeyen bir ülke Avrupa Birliğine giremez. Dolayısıyla Avrupa ülkelerindeki yaygın uygulama, Türkiye’deki anayasal tercihlerin belirlenmesinde, “demokratik ülke standartları” bakımından bir ölçüdür.

Türkiye’de Anayasacılık 1876 Kanun-i Esasi ile başlamış ve günümüze kadar 5 farklı anayasa ve birçok anayasa değişikliği yapılmıştır. Türkiye’deki anayasal çizgi özellikle çok partili hayata geçtikten sonra temelde liberal anayasal rejime göre şekillenmiştir. Atatürkçülük resmi bir ideoloji olarak kabul edilse bile, günümüzde Atatürkçülüğün aldığı şekil, liberal anayasal rejimle çatışma içinde değildir. Dolayısıyla Atatürkçülüğü liberal rejimin Türkiye’ye özgü uygulaması olarak değerlendirmek mümkündür. 1961 ve 1982 Anayasaları ile normatif çerçevede daha da liberal ilkelere oturan anayasal gelişme çizgisi, liberal anayasacılık ekseninde ilerlemektedir. Anayasa ile kurgulanan liberal devlet modelinin uygulamada karşılaştığı sorunlar, ancak liberal anayasacılığın kötü bir uygulaması olarak nitelendirilebilir.

1982 Anayasası’nın mevcut halinin öngördüğü kurum ve kurallar liberal anayasal rejimle uyumludur. Gündeme gelen anayasa değişikliği özü itibariyle liberal rejimlerde uygulanan hükümet sistemlerinden biri olan başkanlık sistemine geçişi öngörmektedir. Başkanlık sisteminin liberal anayasal rejimler açısından kabul edilemez bir değişiklik olduğu söylenemez, ancak kurgulanan modelin uluslar arası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk verileri açısından kötü bir model olduğu ileri sürülebilir.

2. Anayasal Rejim Mi Hükümet Sistemi Mi Değişmektedir?

Anayasal rejimin temel gerekleri, genellikle anayasaların ilk bölümünde “Genel Esaslar” kısmında düzenlenir. 1982 Anayasası’nın Genel Esaslar başlıklı ilk kısmında, Anayasanın öngördüğü rejimin temel unsurları yer almaktadır. Bu temel esaslara baktığımızda, liberal anayasal rejimin temel gerekleri olduğu görülür. Bu kapsamda, Anayasanın ilk maddesinde, devlet şeklinin cumhuriyet olduğu, ikinci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri, üçüncü maddede, devletin temel sembolleri, altıncı maddede egemenliğin millete ait olduğu ve kuvvetler ayrılığı ilkesi, anayasanın 11. Maddesinde anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkelerine yer verilmiştir. Bu ilkelerde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Bu nedenle liberal anayasal rejimin asgari gereklerinden bir sapma söz konusu değildir.

Anayasa’nın Genel Esaslar bölümünde yapılan değişikliklerden biri de, yürütme yetkisi ve görevini düzenleyen 8. Maddededir. Bu maddenin mevcut halinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurul tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” denilmektedir. Değişiklik ile “Bakanlar Kurulu” çıkarılmaktadır. Bunun anlamı, yürütme yetkisinin sadece Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacak olmasıdır. Yürütme yetkisini sadece devlet başkanına veren sistem, başkanlık sistemidir. Böylece, liberal rejimle uyumlu kabul edilen parlamenter rejimden, başkanlık rejimine bir geçiş öngörülmektedir. Değişikliklere ilişkin diğer maddeler incelendiğinde özü itibariyle parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişi saylayacak düzenlemeler içermektedir. Anayasa literatüründe cumhurbaşkanlığı sistemi diye bir sistem yoktur. Anayasa değişikliği ile öngörülen “Türk tipi” bir başkanlık sistemidir.

Cumhuriyet, liberal rejimle uyumlu bir devlet şeklidir. Ancak liberal rejimler açısından vazgeçilmez bir devlet şekli değildir. Liberal rejimlerde cumhuriyet kadar monarşilerde meşru devlet şeklidir. Cumhuriyeti yönetim şekli olarak bir rejim kabul edersek, cumhuriyetin değişmesi ancak monarşiye geçişle mümkün olabilir. Bunun için devlet başkanının halk tarafından seçilmesi değil, babadan oğula geçen veraset usulüne geri dönülmesi gerekir. Çin, Kuzey Kore, İran gibi otoriter cumhuriyetler olduğu gibi İngiltere, Hollanda, Norveç gibi demokratik monarşiler bulunmaktadır. Avrupa’nın en demokratik ülkeleri monarşilerdir. Anayasa değişiklikleri içerisinde Cumhuriyet rejimini değiştiren herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Anayasa literatüründe hükümet sistemlerini de rejim olarak nitelendirenler bulunmaktadır. Bu kapsamda, parlamenter rejim, başkanlık rejimi ya da yarı başkanlık rejiminden söz edebiliriz. Ancak bu hükümet rejimlerinden birini tercih etmek, liberal rejim bakımından meşru seçeneklerdir. Bu anlamda hükümet rejimi değiştirmek, uluslararası hukuk ya da karşılaştırmalı hukuk açısından bir sorun oluşturmaz. Önemli olan kurguladığınız hükümet rejiminin, liberal anayasal ilkelerle uyumlu olmasıdır. Bu uyumda, uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk verilerinden hareketle, “en iyi model” kurgulanabileceği gibi “kötü bir modelde” oluşturabilirsiniz.

3. Anayasa Değişikliği Liberal Rejimden Bir Sapma Mı, Kötü Bir Model Mi?

Liberal rejimin temel ilkelerine aykırı olmadıkça, ülkelerin anayasal tercihleri bir “sapma” olarak değil, “en iyi model” ya da “kötü model” şeklinde değerlendirilebilir. En iyi modelin belirlenmesinde, karşılaştırmalı hukuk verileri esas alınarak liberal demokratik ülkelerin en yaygın olarak tercih ettiği uygulamalar esas alınır. İstisnai uygulamalar üzerine kurulmuş, liberal demokratik ülkelerin bir çoğunun tercih etmediği uygulamaları benimseme, liberal rejimden bir sapma olarak görülmese de, “kötü model” olarak nitelendirilebilir. Örneğin, günümüzde bazı liberal ülkelerde idam cezası uygulaması devam etse de, yaygın uygulama idam cezasının kaldırılması şeklindedir. İdam cezasına yer verme liberal rejimden bir sapma olmasa da kötü bir uygulama olarak nitelendirilebilir. Benzer şekilde seçim barajının %10 olması liberal rejim bakımından bir sapma olmasa da, yaygın uygulama %5 civarında olduğundan, bu tercihin kötü bir tercih olduğu söylenebilir.

Gündemdeki anayasa değişikliği, liberal rejimin temel gerekleri bakımından bir sapma içermemektedir. Millet egemenliği, kuvvetler ayrılığı, temel haklar rejimi, yargı bağımsızlığı, serbest piyasa, çok partili siyasi hayata ilişkin kuralların benimsendiği görülmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması bakımından liberal rejimlerde tercih edilen parlamenter sistem yerine başkanlık sistemi öngörülmektedir. Ancak, başkanlık sisteminin liberal demokratik ülkelerde tek tip bir uygulaması söz konusu olmadığından, Türkiye’ye özgü bir başkanlı sistemi kurgulanmıştır. Bu sisteme ilişkin tercihler, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırmadıkça, ancak kendi bütünlüğü içinde iyi ya da kötü model yönünde değerlendirilebilir. Böyle bir değerlendirme öngörülen modelin tüm yönleriyle incelenmesi sonucunda yapılabilir.

4. Anayasa Değişiklikleri Temelde Neyi Değiştirmektedir?

Değişiklik teklifi ile Anayasa’nın 69 Maddesi etkilenmektedir. Bu değişikliklerden bir kısmı esasa ilişkin olup yeni düzenleme getirirken; bir kısmı Başbakan ve bakanlar kurulu ifadelerinin yerine Cumhurbaşkanı ifadesini yerleştiren ya da tamamen kaldıran şekli değişikliklerdir. Bu kapsamda, 15 madde esasa ilişkin konuları içerirken 54 madde ile kelime değişikleri yapılmıştır. Bakanlar Kurulu ile ilgili 21 madde yürürlükten kaldırılmıştır. Devletin genel esaslar bölümünden 2 madde, temel hak ve hürriyetler kısmından 4 madde; yasama bölümünde 14 madde; yürütme bölümünde 28 madde; yargı bölümünden 15 madde; Mali ve ekonomik hükümler başlıklı bölümden 6 madde değişmiştir.

Anayasalar temelde üç konuyu düzenler. Bunlar; devletin temel esasları, temel hak ve hürriyetler ve devletin temel organlarıdır. Anayasa değişiklik teklifi, devletin temel esasları ya da temel hak ve hürriyetler alanında değil, devletin temel organlarına ilişkin değişiklikler getirmektedir. Anayasanın ilk 11 maddesini oluşturan genel esaslar bölümünde sadece 8. maddede yürütme organı içinden bakanlar kurulu çıkarılmıştır. 9. Maddede yargı bağımsızlığı yanında tarafsızlıkta ilave edilmiştir. Temel hak ve hürriyetlere ilişkin kısımdan, 15 ve 19. maddelerde geçen sıkıyönetim ifadesi kaldırılmış, vergi ödevini düzenleyen 73. maddenin son fıkrasında vergi muafiyetine ilişkin Bakanlar Kurulu yerine Cumhurbaşkanı ifadesi getirilmiştir. Bunun dışında tüm değişiklik devletin temel organlarının düzenlendiği üçüncü kısımda yapılmıştır. Bu kısım içinde hem yasama, hem yürütme hem de yargı bölümünde değişiklikler söz konusudur.

Anayasa değişikliklerine topluca bakıldığında, hükümet sistemi değişikliğinin “zorunlu sonucu” olarak yapılan değişiklikler ile “hükümet sistemi değişikliğine bağlı olmayan” düzenlemeler şeklinde ikili bir ayrım yapmak mümkündür. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişin zorunlu sonucu olan değişiklikler, bu sistem değişikliği ihtiyacının gerçek nedeni olabilir. Hükümet sistemi değişikliğine bağlı olmayan değişiklikler ise, mevcut parlamenter sistem içinde de yapılabilecek değişiklikler olduğundan, hükümet sistemi değişikliğinin bir nedeni olarak gösterilemez.

Bu kapsamda hükümet sistemi değişikliğinin zorunlu sonucu olmayan düzenlemeler şunlardır.

  • Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır (m. 9),
  • Milletvekili sayısının 550’den 600’ çıkarılması (m.75),
  • Milletvekili seçilme yaşının 25’den 18’e indirilmesi ve askerlikle ilişkisi olmama koşulunun getirilesi (m. 76),
  • Devlet Denetleme Kurulunun denetim yetkisine silahlı kuvvetlerin de dahil edilmesi (m.108),
  • Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemelerin kurulamaması ve ancak, savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemelerin kurulabileceğinin düzenlenmesi (m.142)
  • Askeri yargının (m. 145), Askeri Yargıtay’ın (m.156) ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kaldırılması (m.157),
  • Danıştay’ın kanun tasarılarını ve tüzüklerini inceleme yetkisinin kaldırılması (m. 155),
  • Uyuşmazlık mahkemesinin görevi kapsamında askeri yargının çıkarılması (m. 158),
  • Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin çıkarılması (m.146),
  • Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye sayısının azaltılması ve seçim usulünün değiştirilmesi (m.159), 
  • Olağanüstü yönetim usulleri arasından sıkıyönetimin çıkarılması ve tek bir olağanüstü hal rejimi öngörülmesi (m.119, 120, 121 ve 122),
  • Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile YAŞ kararlarını yargı yoluna kapatan hükmün kaldırılması (m.125),
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim döneminin 5 yıla çıkarılması ve Cumhurbaşkanı seçimi ile aynı tarihte yapılması (m.77),
  • Mahalli idare seçimleri ile genel seçimlerin bir arada yapılması zorunluğunun kaldırılması (m.127),
  • Cumhurbaşkanının cezai sorumluğunun yeniden düzenlenmesi (m.105),
  • TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin karşılıklı yenilenmesine imkan sağlanması (m.116).

Yukarıdaki değişiklikler mevcut parlamenter sistem içinde de yapılabilecek değişikliklerdir. Dolayısıyla sistemi değiştirmeden de bu değişiklikler yapılabilirdi. Başkanlık sistemine geçişin zorunlu sonucu olan değişikliler ise şunlardır:

  • Yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı tarafından tek başına kullanılacağı ifade edilerek Bakanlar kurulunun maddeden çıkarılması (m.8),
  • Meclisin yetkileri arasından Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek yetkisinin çıkarılması (m.87),
  • Bakanların görevine son verilmesini sağlayan gensoru yönteminin Meclisin hükümeti denetleme yolları olmaktan çıkarılması (m.98),
  • Cumhurbaşkanı seçiminde aday olma usulünün değiştirilmesi, tarafsızlık hükmünün kaldırılması ve partisi ile ilişiği kesme koşulunun kaldırılması (m.101),
  • Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler kapsamından, “Bir üyenin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Meclisin kararına bağlıdır” ibaresinin çıkarılması (m. 82),
  • Kanun önerme yetkisi bakanlar kurulundan alınarak sadece milletvekillerine verilmesi (m. 88),
  • Cumhurbaşkanının kanunları geri gönderme yetkisi basit çoğunluktan salt çoğunluğa yükseltilmesi (m. 89),
  • Cumhurbaşkanın Meclisi toplantıya, Bakanlar Kurulunun istemesi üzerine çağırma usulünün kaldırılması (m. 93),
  • Milletvekili olmayan bakanların Mecliste vekaletle oy kullanması usulüne son verilmesi (m. 96),
  • Bakanların görev suçlarından ötürü soruşturması usulüne Başkan yardımcılarının da dahil edilerek yeniden düzenlenmesi (m. 99 ve 100),
  • Bakanlar Kurulunun kuruluşu (m.109, göreve başlama ve güvenoyu (m.110), görev sırasında güvenoyu (m.111),  görev ve siyasi sorumluluk (m.112), bakanlıkların kurulması ve bakanlıklar (m.113), seçimlerde geçici Bakanlar Kurulu (m.114) ve tüzükleri (m.115) düzenleyen maddelerin kaldırılması,
  • Milli güvenliğin sağlanmasından TBMM’ye karşı bakanlar kurulu sorumludur ifadesi yerine Cumhurbaşkanının sorumlu olduğunun düzenlenmesi (m.117),
  • İptal davasına konu normlar arasına kanun hükmünde kararnameler yerine Cumhurbaşkanı kararnamesinin konulması (m. 150),
  • Cumhurbaşkanı yardımcıları ihdas edilmesi ve Cumhurbaşkanı kararnamesinin düzenlenmesi (m. 104),
  •  Cumhurbaşkanına vekillik etme görevinin Meclis başkanından alınarak, Cumhurbaşkanı yardımcılarına verilmesi (m. 106),
  • Bakanlıkların kanunla kurulması yerine Cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulmasının öngörülmesi (m. 113),
  • Milli Güvenlik Kurulunun üye yapısı değiştirilerek “Başbakan ve Başbakan yardımcıları” yerine Cumhurbaşkanı yardımcılarının getirilmesi (m. 118),
  • Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin denetim görevinin Anayasa Mahkemesine verilmesi (m. 148),
  • Bütçenin hazırlanması ve görüşülmesi usulünün değiştirilmesi (m.161),

Görüldüğü gibi başkanlık sistemine geçişin zorunlu sonucu olan değişiklikler, özü itibariye başbakan ve bakanlar kurulundan oluşan ve Meclisin güvenoyuna dayanan hükümetin kaldırılarak, hükümet ve devlet başkanına ait yetkilerin tek elde toplanmasına ilişkindir. Anayasada başbakan kaldırılarak, başbakan ve bakanlar kuruluna verilmiş yetkiler Cumhurbaşkanına verilmekte ve başbakan yerine Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar ihdas edilmektedir. Anayasanın değişik hükümlerinde başbakan ve bakanlar kurulu ifadeleri yerine Cumhurbaşkanı ifadesi getirilmektedir. Dolayısıyla başkanlık sistemine geçişin zorunlu sonucu olan değişiklikler, yürütme yetkisini başbakan ve Cumhurbaşkanı şeklinde iki farklı organa vermek yerine, her iki yetkinin Cumhurbaşkanında toplanmasını öngören değişiklikler oluşturmaktadır. Yargı alanında yapılan değişiklikler ile milletvekili seçilme yaşının 18’e indirilmesi ya da milletvekili sayısının 600’e yükseltilmesi, Meclisin görev süresinin 5 yıla çıkarılması, Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğun düzenlenmesi, sıkıyönetim usulünün kaldırılması, parlamenter sistem içinde de yapılabilecek değişikliklerdir.

14.02.2017

Prof.Dr. Abdurrahman Eren

Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*